Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma

T.C.
YARGITAY
2. Hukuk Dairesi

E:2003/3108
K:2003/4267
T:26.03.2003

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakamesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gosterilen hüküm gerekçe, taZminat, nafaka ve avukatlık ücreti takdiri yönünden temyiz edilmekle evrak okunup geregi görüşülüp düşünüldü:
KARAR : 1-Davacı tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra evlilik birliği devam etmiştir. Boşanmaya neden olan olaylarda başka kadınla yaşayan ve davalı kadını döven koca tamamen kusurludur.
Bilindiği gibi genel boşanma nedeniyle ilgili Medeni Kanunun 134.maddesinin eski şeklinde [ifadesinde] şiddetli geçimsizliğe ilişkin boşanma davası,ilke [unsur] olarak doğrudan kusura dayanmıyor görünse de ikinci fıkrası ile dava hakkını kusuru olmayan yada, daha az olan tarafa tanımak suretiyle kusuru gizli bir unsur haline getirmiştir. Nitekim ilk bakışta dava hakkına yönelik görünse de, söz konusu 134.maddenin eski biçiminde, kusura ilişkin hükmün böylesine “katı bir tarzda uygulanması şikayetlerin odak noktasını teşkil etmişti” [3444 sayılı kanunun Hükümet tasarısı 4. madde gerekçesi] İşte bu ve benzer düşüncelerle 3444 sayılı kanun, Medeni Kanunun 134.maddesini değiştirirken, kusur unsurunun boşanmada yarattığı güçlüğü önemli ölçüde hafifletmiş; kusur yerine evlilik birliğinin onarılmaz bir biçimde sarsılmasına önem vermiş, özetle kusurlu eşe de dava açma hakkı tanımıştır.
Ne var ki, bu değişikliği tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
Öyle ise Medeni Kanunun 134.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlıgı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tesbiti dahi tek başına boşanma kararı verebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşın karsı cıkması hakkın kotuye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. ( M.K.134/2 )
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne varki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda acıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ne var ki bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılamamış yanılgıya işaret edinilmekle yetinilmiştir.
2-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine gore tarafların aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
3-Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücu, kisilik haklarına yapılan saldırı ile ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındıgında davalı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Medeni Kanunun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun maddi ( MK.143/1 ) ve manevi ( MK.143/2 ) tazminat taktiri gerekır.
Bu yönün gözetilmemesi doğru değildir.
4-Boşanma davacı içinde istenen maddi ve manevi tazminata faiz boşanma hükmünün kesinleşmesi tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bu yön gözetilmeden tazminatlara dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi bozmayı gerektirmiştir.
5-Kadına hükmolunan nafakanın niteliğinin belirtilmemesi, infazda tereddüde yer verecek nitelikte olup bozmayı gerektirmiştir. ( HUMK.md.388 )
6-Mustafa 21.5.2001 tarihinde ergin olmuştur. Artırılan iştirak nafakası bu tarihle sınırlı olarak verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
7-Mustafa 21.5.2001 tarihinde ergin olmuş, davacı baba 1.3.2002 tarihinde iştirak nafakasının kaldırılmasını istemiş, bununla ilgili 2002/54 sayılı dosya bu dava ile birleştirilmiştir. Mustafa#nın Türk Medeni Kanununun 328-364. maddesine dayalı bir davası da bulunmamaktadır. Bu davanın kabulü gerekirken reddide yasaya aykırıdır.
SONUÇ : 1-Hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu kesimlerinin 2. maddede gösterilen nedenlerle ONANMASINA,
2-Hükmün 3, 4, 5, 6 ve 7. maddelerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine oybirliğiyle karar verildi.